22 Nisan 2020 Çarşamba

ÜRETİMDE “İNSANSIZLAŞMA ve MEKÂNSIZLAŞMA” ÜZERİNE…




İnsanın eğleştiği yerle uğraştığı yeri birleştiren tarım toplumu düzenini, sanayi toplumu düzeni alt üst etmiş, eğleşilen yeri barınağa dönüştürmüş, uğraşılan yeri de metalaştırmıştır.

Endüstri sonrası bilgi toplumu düzeni ise; barınakla işliğin “tamamen bağımsızlaşmasını” kutsamış, kurumsallaştırmış ve piyasa düzeninin birer verimli mekanizmaları haline getirmiştir.

Örneğin günümüzde yüksek ışıltılı akıllı plazalar, devasa fabrikalar, üretim yerleri insanı yadsıyan birer gösteriş sembolü haline getirilirken, barınağın ulaşım aracının gıdanın toprağın yatırım aracı olduğu fikri de birer kutsala dönüştürülmüş, tabiatın insana sunduğu zenginlikler güzellikler yağmalanmış tarumar edilmiş, tüm bunlar neredeyse insan ömrünün çileli bedeli haline getirilmiştir…

Mal yâda hizmetin, tasarımından tüketimine kadar olan süreçlerinde ise;  insanın yerini yüksek teknolojik makinalar, robotlar ve yapay zekâlar alarak üretim adeta “insansızlaştırılmış”,  yoğun iletişim gerektiren proje planlama dağıtım pazarlama ve finans aşamaları ise otomasyon ağ bağlantıları ve dijital ilerlemelerden fazlası ile nasiplenilerek adeta “kendi evreninden koparılarak mekânsızlaştırılmış” olup, günümüzde daha da görünür ve yaşanır hale getirilmiştir…

Aynı zamanda karmaşık teknoloji yoğunluklu üretim süreçlerinin başat hale gelmesi,  az ölçekte nitelikli emek gücünün çoğul vasat emek gücüne oranla fonksiyonel olmasına yol açmıştır.

Peki, “insansız ve mekânsız” üretim neden icat oldu… ? Sonsuza dek sürdürülebilir olacak mı? Kendi ayağına da sıkıyor olmasın… Özel mülkiyetçilik görünmez bir sihre mi dönüşüyor…?

Gezegenimize ait sayıları 7 milyarı aşkın, insan türünün devamına ve mutluluğuna hizmet eden bir ilerleme midir…?

Kurulan düzen tüm insanlığa eşitliği özgürlüğü kardeşliği, adil bölüşmeyi getirmekte midir…?

“İnsansız ve mekânsız” üretim süreçlerinin çıktılarına sahip olmak,  egoları hazları hırsları ihtirasları sahiplenme ve hükmetme istekleri kırbaçlanmış, vicdan ve adalet duyguları törpülenmiş, teknolojik ve bilimsel ilerlemeyi insan ve ait olduğu toplum aleyhine kullanan,  hiçte insani olmayan insan aklının eseridir. Özel mülkiyetçiliğin biriktirmenin “sihre” dönüşmüş halidir.  

Oysa tabiatta doğal olan veya üretilen her şey de tüm insanların hakkı vardır. İçecek temiz bir bardak suya, doyacak kadar sağlıklı gıdaya, solunacak temiz havaya çevreye, sağlıklı bir barınağa, sosyalleşmeye, kendini gerçekleştirmeye, sevmeye, sevilmeye, anadan üryan bu dünyaya gelen ve tabiatın doğal bir parçası olan her insan ve ait olduğu toplum tüm bunlara layıktır.

Büyük güç tabiat ana kendisinden bir parça ve kendisiyle barışık olan hür ve eşit doğan her insana, eşit ve adil davranır. Doğurduğu tabi afetler ile de söz konusu gerçekliği her daim hatırlatır.

Tabiatın kanunudur. Özdeki gerçekliğin üstünü, biçimdeki değişiklik hiçbir zaman örtemeyecek.