80’li yıllar boyunca uygulanan ekonomik sosyal politikalar; toplumun tamamında köklü değişimlere yol açmış olup, özellikle emeği ile geçinen işçiler, memurlar, küçük ve orta esnaf, tarımdan geçimini sağlayanlar ve tarımda çalışanların açlık sınırı düzeyinde bir yaşam sürmelerine sebep olmuştur…
90’lı yıllarla birlikte
işçi kesiminde başlayan insanca bir yaşam talepli hareketlilik, kısa zamanda
kamu görevlilerini de etkilemiş, açlığa ve kapıkulu zihniyetine itiraz eksenli
emek hareketi serpilip gelişmiştir. Toplumun tüm kesimlerini etkileyen söz
konusu hareketlilik kısa zamanda siyasal iktidarın da değişmesine katkıda
bulunmuştur…
Kamu görevlilerinin
uluslararası sözleşmelere dayanarak, sendikal örgütlenme özgürlüklerini
kullanma çabaları, 90 lı yılların ortalarında belirli bir aşamaya gelmiş, toplu
sözleşmesiz grevsiz de olsa, yapılan anayasa değişikliği ile sendikal örgütlenme
özgürlüğü anayasal zemine oturmuştur... 2001 yılında yapılan yasal düzenlemeler
ile zaten fiilen kurulu ve faaliyetlerine devam eden sendikalar ve
konfederasyonları olarak, işveren hükümetle toplugörüşme adıyla istişari de
olsa yasal zeminde temas kurulmaya başlanılmıştır. 2012 yılına kadar devam eden
danışma kurulu-toplu görüşme sisteminde; sisteme ve işveren hükümetlere uyum
çabalarını olgunlaştıran sendika ve konfederasyon yönetimleri hep var olmuştur…
Söz konusu duruma rağmen bazı sendika ve konfederasyonlarca da sürekli haklar
ve özgürlüklerin teminatı olan toplu sözleşmeli grevli bir sendikal düzen talep
edilmiştir. Bu doğrultuda fiilen yapılan grevlere rağmen; özellikle kamu
görevlilerinin özlük ve mali haklarına ilişkin görüşmelerde daima son sözü
işveren hükümet söylemiş ve meclis yoluyla da yasallaştırılmasının önüne
geçilememiştir...
Geçilen
tüm dönemlerde; her ne kadar belgeye dayanan yasal imzalı toplu sözleşmeler olmasa
da, fiili meşru ve yasal zeminde özellikle temel hak ve özgürlükleri ihlal eden
işveren hükümet ve temsilcilerinin keyfi davranışları ve işlemleri fiilen ve
mahkeme kararları ile sınırlandırılmış,
kamuda çalışma yaşamında büyük ölçüde zihniyet değişiminin sağlanmasının
yanı sıra hukuk alanında önemli kazanımlar da sağlanmıştır. Çalışma yaşamında
örgütlenme ve ifade özgürlüğü, çalışanların temsil edilmesi, ayrımcılık, idari
işlemde eşitlik, ölçülülük, idari takdir, yasal hakkın uygulanmasını talep
etme, kamu görevlilerine kısmi siyaset yapma hakkı, adli ve idari
soruşturmalarda savunmanın güçlenmesi, kısmi de olsa bazı sosyal hakların
gelişmesi gibi haklara ilişkin konulardaki ilerlemelere fiilen yapılan “toplusözleşmeler”
denebilir…
2012 yılında yapılan yeni
bir anayasal-yasal düzenleme ile mevcut sendikalar ve konfederasyonlar ve
işveren hükümet arasında danışma kurullu-hakemli-grevsiz toplu sözleşme düzeni
getirilmiş olup, bu kez de son sözü hakem heyetinin söylediği bir yasal dönem
başlamıştır. Günümüze kadar yapılan
ikişer yıllık beş toplusözleşmenin tamamına, mevcut yasaya göre “ehlileşip olgunlaşıp
yetkinleşen” işveren hükümet yanlısı sendikalar göstermelik te olsa şerh koymanın
ötesinde anlamlı hiçbir itiraz geliştirmemişlerdir. Kamu görevlilerinin
üretimden gelen gücünü yasal fiili meşru değişik yöntemlerle devreye
koymamışlardır. Sürece itirazı olan diğer bağımsız sendikalar ve konfederasyon ise
özgün durumlarından da kaynaklı sebeplerle sonuca etkili olamamıştır. Nihayet
itiraz yolu kapalı yasal zorunluluk nedeniyle toplu sözleşmeleri hakem
heyetleri bağıtlamıştır. Özellikle son 10 yıldır işveren hükümet ile siyasal söylem
ve görüşlerinin yakınlığı hatta açıktan destekleri olan üye çoğunluğuna sahip sendika
ve konfederasyonların toplusözleşme dönemlerindeki tutumları ile zaten çok bir
işlevi olmayan grevsiz hakemli toplusözleşme uygulamasının daha da anlamsızlaşıp
ortadan kalkmasına neden olmuşlardır.
Şöyle ki; şimdiye kadar uygulanan toplu sözleşmeler ile kamu görevlilerinin yasal olarak görevde yükselme, kariyer, emeklilik, izin, sosyal haklar vb. özlük haklarında ciddi somut yeni olumlu gelişmeler sağlanmadığı gibi, işveren hükümetçe planlanan yeni işe alımlarda mülakatlı sınav ihtiyaçları bile işveren hükümetin isteği ile kayıtsız şartsız itirazsız toplusözleşme metinlerine dahi konu olup yaşam bulabilmiştir. Mali haklara ilişkin ise; aşağıdaki tabloda da görüleceği üzere, tüm uygulanan toplu sözleşmeler ile hedeflenen resmi enflasyon oranında yüzdelik artışlar yapılarak, dönem sonunda da yine kesinleşen resmi enflasyon farkı adı altında sembolik artışlar yapılmıştır. Böylece de kamu görevlileri büyümeden refah payından azade, sadece işveren hükümetçe gerçekleştiği ilan edilen kapsam alanı hesap yöntemi ve sepeti hayli tartışmalı resmi enflasyon oranının bir kez de toplusözleşmeler ile tasdiklendiği yeni bir mekanizma kurulmuştur.
Mevcut kamu görevlileri sendikaları ve toplusözleşme sistemi ile tabiri caizse, sahnedeki oyunun “kahramanlarından” kamu görevlilerine bir anlamda “temsilcileri vasıtası” ile kendi ipleri kendi elleri ile çektirilmektedir. Hal böyle olunca gerçek bir sendika, toplu pazarlık, toplusözleşme ve ihtiyaç halinde grev hakkının yasal güvence de olduğu bir sistemden bahsedilemez…
Kamu görevlileri sendikal hareketinin yasallaşıp zaman içerisinde “ehlileşmesiyle”, üye çoğunluğunu sağlayan sendika ve konfederasyonların, mevcut sistemin rutin bir tamamlayanı haline gelmesi ve her dönem işveren hükümetle aynı duyguları paylaşır hale gelmesi, söz konusu alanda tarihsel bir dönemin de sonuna gelindiğinin göstergesidir…
Kaynak: Çalışma Bakanlığı verileri.
Aklı
bilimi eşitliği özgürlüğü rehber ve hedef edinmiş, emek egemen ekonomik sosyal
siyasal bir toplumsal yaşamın ve kamucu sosyal hukuk devletinin gerçekleştiği
koşullar her yurttaşın özlemi olsa gerekir. Böylesi bir ihtiyaç dâhilinde
emekçilerin ve üyelerinin çıkarlarını hedefleyen bir duruşla bağımsız bileşen
olabilecek, talepleri faaliyetleri ve karar alma süreçlerinin ifadesi olan
devletten işveren hükümetten siyasi partilerden ve diğer güç merkezlerinden
bağımsız, sürdürülebilir bir sendika siyaset ve siyasal iktidar ilişkisi
kurabilen sendikal hareket etkili olacaktır.
Dini mezhebi etnik ve bölgesel ikincil kimlikleri eşit yurttaş ve emekçi kimliği potasında eriterek,” zamanın ve şartların emekçi kimliği” ni başat kabul eden, talep tutum ve mücadelesinde de eşitlikçi özgürlükçü demokratik fiili meşru ve yasal bir hat izleyip bunu kanıtlayabilen bir sendikal hareket dikkat çekecektir. Daima kalkınmayı esas alan, büyümeden ve refahtan pay alıp insanca bir yaşam yolculuğunda gelişip ilerlemeyi hedefleyen, işkolu yâda hizmet alanında bağımsız örgütlü meşru gücüne güvenerek refleks gösterip hak temelli mücadeleyi esas alan, asgari müştereklerde konfedere hareket esnekliğine sahip gerçekten işkolu esasına dayanan yeni bir kamu görevlileri sendikal hareketine ihtiyaç vardır.
###(Not: Konunun başkaca boyutları hakkındaki düşüncelerimi ise aşağıdaki yazıda dile getirmiştim.)
https://halimozpinar.blogspot.com/2020/03/kamu-emekcileri-sendikal- hareketi.html


