Günümüzde
yaşanan ekonomik sosyal sorunlar, eşitsiz adaletsiz anti demokratik uygulamalar,
üstüne üstlük son dönemlerde yaşanan ülkemizin açık bir savaşa sürüklenme hali
yaşamımızı daha da zorlaştırma potansiyeli taşımaktadır. Mevcut olumsuz koşullardan
elbette bir çıkış yolu vardır. Bu da ayrışmayı kutuplaşmayı artırmak yerine
gerçeklik zemininde toplumsal barışı ve dayanışmayı artırmakla, temel
meselelerde bir araya gelişlerin asgari düzeyinin artırılarak bir arada yaşamı sağlama
yolunda çaba göstermekle mümkün olacaktır.
Hayat
pahalılığı gerçek enflasyon yoksulluk işsizlik ulaşım barınma sağlıklı beslenme
çevre iklim sağlık ve sosyal güvenlik alanında yaşanan sorunlar, gelir servet
ve vergi adaletsizliği emekçilerin kaderi değildir. Siyasal iktidar
icraatlarının birer sonucudur. İşte bu nedenle; Her emekçinin emek ve demokrasi alanında, güvenli bir gelecek ve
insanca bir yaşam mücadelesine katılarak söz ve karar hakkını kullanma zorunluluğu,
tarihte olmadığı kadar günümüzde elzem bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Mevcut
koşullarda gerçek anlamda emekçilerin hak ve çıkarlarını koruyup geliştirme
iddiasıyla var olan parti sendika oda dernek vakıf vb. kuruluşların etki alanı
ve gücü de son derece sınırlıdır. Yani söz konusu alanda da her şey yolunda
gitmemektedir. Milyonlarca emekçinin olduğu ülkemizde sendikalı emekçi sayısı %
10 ları geçmemektedir. Devlet sendikacılığının sembolü TÜRK-İŞ iflas etmiş, bindirilmiş
HAK-İŞ hükümetin yancısı haline gelmiş, DİSK’ in ise hareket alanı daraltılmış
vaziyettedir.
Kamuda
ise; yenilenmenin yanı sıra liyakat ehliyet ve temsiliyet yetersizliği her
boyutta yaşanmaktadır. Bu durum sendikal yaşama da yansımaktadır. Hükümet
garantili ve açıktan destekçisi, üyesi en çok, şekil ve biçimden ibaret
sendikalar zahiri görüntü yaratmakta, iki yılda bir yapılan toplusözleşme
isimli komedi tiyatrosunda yalancı pehlivan rolünü oynamaktadırlar. Yaşanan
böylesi bir durum, sendikayı sendika olmaktan, işveren hükümeti de işveren
olmaktan çıkarmıştır. KESK’te ise;
bastırılmanın yanı sıra sendika siyaset ilişkisine dair hatalı yaklaşımlar yöntemler
ve tercihler en esaslı sorundur. Özellikle emekçi kimliğinin yerine tercihen ikincil
kimliklerin görünür olması nedeniyle etki alanı ve gücü sınırlanmaktadır. Milyonlarca
gencin oluşturduğu KPSS kuyruklarına, emeğine mesleğine ihtiyaç olunduğu halde
işe alınmayan öğretmen ve diğer memur adaylarına, neredeyse açlık sınırında
yaşayan memur emeklilerine, son tahlilde katsayı sistemine tabi olan asgari
ücret düzenine, adaletsiz gelir servet dağılımına ve vergi sistemine-dilimlerine
ilişkin aşağıdan yukarıya isabetli etkili sendikal politikalar ve mücadele
pratiği oluşturulamaması da işin tuzu biberi olmaktadır. Örgütlenme alanında
ise; İş kolu sendikacılığını ve yatay örgütlenme gereklerini terk ederek,
merkezi ve dikey bir örgütlenmeye dönüşme hali, yabancılaşmanın yanı sıra
yozlaşma tehlikesini getirmektedir.
KESK’
in bastırılması ve iç hayatında yaşananlar, haliyle bağlı sendikalara ve
şubelerinde de yaşanmaktadır. Örneğin 2014 yılında 21000 üyesi olan bir sendikanın
bugün 6500 üyesi kalmıştır. O tarihte 1400 üyesi olan şubesinin bugün 400 üyesi
kalmıştır. 250 delege ile toplanması gereken şube kongresinin zorlamayla 177
delege ile toplantıya çağrılması ve katılan 80 delege ile kongre mümkün
olabilmiştir. Tüm bu yaşananlardan gerekli dersler çıkarılmıyor olacak ki; KESK’e bağlı sendikaların tüm şube yönetim
organlarına isabetli yeterli sayıda üye bulunamamasını dert etmekten öte, bir
anlamda teferruat olan şube yönetim organlarındaki görev dağılımı ve paylaşımı
üzerinden yapay rekabetler yaratılarak durum kurtarılmaya çalışılmaktadır. Geçmiş
dönemlerde şeffaf demokratik sendikal birlik içerisinde değişik örgütlenme ve
mücadele programları üretip, üretilen programları icra etme iddiasıyla yönetim
organlarına aday olma ve seçilme yarışları artık sonlanmıştır.
Kısaca söylenecek olursa; emek
hareketi ve toplumsal muhalefetin yaşadığı dağınık ve etkisiz hali içerisinde, kamu
emekçileri sendikal hareketinin de tarihsel bir döneminin daha sonuna
gelinmiştir.
Mevcut tabloda KESK ve bağlı
sendikaların büyük kongreleri, tarihi son bir fırsat olarak
değerlendirilmelidir. İçinde bulunulan durum; yeniden kuruluş iradesi ve anlayışı ile seçme seçilme ve
temsil ilişkisinden bağımsız, gerçekliğe uygun halde enine boyuna konuşulmasını tartışılmasını, alınacak kararları yerine getirebilecek yürütmelerinin oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder