Salgın hastalığın kol gezdiği, hangi
aşamada olduğuna dair tam bir bilginin henüz olmadığı günlerden geçmekteyiz.
Böylesi geçilen zor zamanlarda kamu yönetimi de halkın yani kamunun sağlığını
korumak üzere, üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çaba
göstermekte, isabetli kararlar ve önlemler de almaktadır. İşsizliğe açlığa ve
yoksulluğa karşı yeterli önlemlerin alınması ise en acil beklentidir. Hükümetin
görev ve sorumluluğudur…
Salgın hastalığa karşı mücadele de gelinen
aşama; siyasal iktidarı ve her türlü siyasal sosyal kültürel farklılıkları
aşıp, toplumsal bir mücadeleye dönüşmüş durumdadır.
Salgın hastalığa karşı toplumun tüm
bireylerinin, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, demokratik kitle
örgütlerinin, meslek odalarının, siyasi partilerin, siyasal iktidarın ve kamu
yönetimin öznesi olduğu bir seferberliğe katılımcı olunması, başarıyı mutlaka
getirecektir.
Kamu hizmetlerinin sınırlandırılması ve
ertelenmesine yönelik merkezi idarenin kararları ve tutumları, halkın gösterdiği
olumlu ilgisi, basın ve medyanın bu alanda başarısı söz konusudur.
Mutlak bir başarıya hizmet etmesi maksadı
ile asayiş, sağlık, itfaiye gibi en temel zorunlu hizmetler hariç, tüm kamu
hizmetleri geçici olarak tümden sonlandırılmalıdır da. İnsanlar çok çok zorunlu
kalmadığı sürece sokağa çıkmamalıdır.
Zaten normal zamanlardaki kamu hizmeti
kapasitesi, bu günlerde % 15-20 lere kadar inmiştir…
Beş milyona yakın personeli ile kamu
hizmetleri veren kurum ve kuruluşların, hizmet ölçeğine ve çalışan istihdamı
şekline yönelik yayınlanan 2 genelge de belirtilen hususlar hakkında ise, taşra
teşkilatlarınca hızla yorumlanıp uygulamaya geçirilmesinde aksaklıklar
yaşanmaktadır. Özellikle genelge ile yetkilendirilen üst yöneticilerin, zaman
geçirmeden şekli belirlenmiş yetki devri yapmaması, bir kez de kendi
üstlerinden talimat beklentisi, normal zamanlarda bile yasayla yüklenmiş olağan
görev ve sorumluluklarının bir kısmının bile yerine getirilmemesi söz
konusudur.
Bahsi geçen genelgeler de; yapılacak uygulamalarda
yöneticilerin istisna tutulması, tıkanmanın yâda yavaş işleyişin en önemli
sebebidir. Oysa yaşam yâda sağlık tehdidi ile herkes ama herkes karşı
karşıyadır. Burada mutlak bir eşitlik prensibi esas olmalıdır. Kamu
hizmetlerinin %10 lara indiği koşullarda, yönetici sayısının da indirilmesi
esas olmalıdır.
Bu zor günlerde, zamanında alınması
gereken kararları almayan ve uygulama yapmayan tüm yöneticiler, gelecekte
çekecekleri vicdan azabı ve yasal yaptırımlarla yüzleşeceklerini
unutmamalıdırlar.

