11 Haziran 2020 Perşembe

SOSYAL BÜTÇE…




          Klasik genel bütçenin tanımını yapacak olursak; devletin bir takvim yılı içerisinde gider ve gelir tahminlerini gösteren, yürütme organınca hazırlanıp meclisce de son şekli verilerek resmileştirilen bir cetveldir. Uygulanmasına ilişkin denetim ise meclis adına Sayıştay’ca yapılır.

         Genel bütçenin hazırlanmasında ilk önce harcama kalemlerine ilişkin ödenekler belirlenir. İkinci aşamada ise; harcamaları karşılayacak tahmini gelirler belirlenir. Genel bütçe gelirlerinin yaklaşık %85 ini ise toplanan vergiler oluşturur. Geriye kalan ise diğer kamu gelirleridir. 

Genel bütçenin hazırlanmasına ve özüne ilişkin; anayasal hükümler yol göstericidir. 

Devletin kurucu ilkelerinden olan anayasanın 2. maddesindeki sosyal hukuk devleti ilkesi, 10.maddesindeki eşitlik kuralı, 73. maddesindeki "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır" hükümleri, bütçenin gelir gider cetvelinden öte adaletli ve sosyal olma zorunluluğunu da getirmektedir. 

Sosyal kelimesi insanların birlikte yaşamaları anlamına geldiği kadar, günümüzde toplumun refahı, barışı, adaleti ve huzuru ile özdeşleşen bir kavramdır. 

Gelişmiş toplumlarda ve ekonomilerde; sosyal devlet kavramı aynı zamanda refah devleti olarak ta tanımlanmaktadır. Refah devletinde bütçenin sosyalliği kavramı; bütçedeki eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardım gibi sosyal refaha yönelik harcamalarının; eşitlik, gelir dağılımı, yoksulluk, istihdam ve sosyal içerme kriterlerinin gözetilerek düzenlenmesini böylece toplumdaki dezavantajlı kesimlerinde(yaşlılar, çocuklar, engelliler…) bu düzenlemeden pozitif yönde etkilenmesini amaçlayan bütçelemedir. “1”

Sosyal bütçe, devletlerin ekonomiye müdahale araçlarından maliye politikasının sosyal yönünü oluşturmakta olup bireylerin sosyal, ekonomik, fizyolojik ve psikolojik yönden yaşam kalitelerini yükseltmeyi ve belli standartları korumaya yardımcı olan böylelikle sosyal barış, sosyal adalet ve sosyal gelişmeye katkı sağlayan bütçedir. Ekonomi politikası araçlarından maliye politikasının bütçe ayağını özellikle gelir dağılımda adaletle paralel hedefler doğrultusunda oluşturmaktadır. Sosyal bütçe kamu maliyesi ve politikası açısından önemlidir. Çünkü gelir düzeyi düşük grupların ekonomide sosyal adaleti sağlamak için kullanılan önemli bir araçtır. 

Özellikle ekonomik krizlerde sosyo ekonomik dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Sosyal bütçe, temelde sosyal politika ve ülkelerin finansal gelir ve harcamalarının yani mali yapısının gelir dağılımının adaletli planlaması amacına hizmet eder. “1”

 Sosyal refaha yönelik politikaların temelini oluşturan ve son yıllarda özellikle sosyal politika alanında önem kazanan ve içinde toplumsal refahı da barındıran “yaşam kalitesi”ni de doğrudan olumlu yönde etkiler. Sosyal bütçe de, temel gereksinimlerden olan herkesin asgari düzeyde uygun bir yaşam için beklenilen haklara sahip olması anlamında beslenme, içecek, barınma, temel sağlık bakımı, güvenlik ve eğitime erişmesi gerektiği üzerine kuruludur. Genellikle kalkınma çalışmaları ve yaşam kalitesi bağlamında en azından asgari düzeyde uygun bir yaşam için temel gereksinmelerin karşılanması yaşamsal bir zorunluluk olarak değerlendirilir. 

Sosyal bütçe, İnsani Gelişme Endeksi hesaplamaları ile de yakından ilişkilidir. Yönteminde refah endeksi, eğitim endeksi ve sağlık endeksi kullanılmaktadır. Burada temel alınan üç ana kıstas tüm ülkeler tarafından sağlıklı verinin toplanabileceği kıstaslardır. Refah standardı tatminkâr bir yaşam sürmeyi sağlayacak kaynaklara ulaşmaya, sağlık standardı uzun ve sağlıklı bir yaşama, eğitim standardı ise bilgi edinmeye karşılık gelmektedir. Bu yaklaşımda özellikle sağlık standardı diğer iki standardı da içinde barındırmaktadır. Çünkü sağlıklı birey eğitim görürken refah elde edebilir. Sosyal bütçe fiziksel ve ruhsal iyilik halini
yansıttığında, insana sağlık ve mutluluk getirir. “1” 
Sosyo-ekonomik güvence, sosyal içerme, sosyal kaynaşma ve sosyal güçlendirmeyi içinde barındıran bu yaklaşım, beşeri sermaye ile güçlenmektedir. Toplumların yaşam kalitesindeki artış sosyal kaliteyi de beraberinde getirecektir.

Sosyal bütçenin bileşenleri, sosyal refah, gelir, sağlık, beşeri sermaye, sosyal kalite, sürdürülebilir çevre, istihdam, özgürlük, toplumsal güvence ve güvenliktir. “1” 

Sosyal bütçe, sosyal devletin önemli bir aracı olup genel bütçenin çağdaş fonksiyonlarıyla yakın ilişkiler içinde olmakla birlikte gelir dağılımında adaleti sağlama amacına yönelmesi daha ön plana çıkmaktadır. Bütçe hukuki anlamda bir kanun olmakla birlikte sosyal bütçe de hazırlanış olarak bütçenin eki olarak bir yasa haline gelmelidir.

Günümüzde; genel bütçenin sosyal yönüne vurgu yapmak, hatta üzerinden siyaset yapıp öğünmek bir alışkanlık olsa da, genel bütçeye ilişkin sosyal politikalar son tahlilde genel ekonomide hâkim olan piyasacı anlayışın “kuralları ve insafıyla” orantılı gerçekleşmektedir. 

Oysa sosyal gelişmişlik-kalkınma düzeyini artırmak için; piyasacı anlayıştan azade sosyal bütçe kavramını genel bütçe yasasıyla kurumlaştırmak, sosyal devletin var olan kurumlarının etkinleştirilerek, yenilerinin kurularak, ilgili toplum kuruluşlarının da dâhil olduğu bir mekanizmayla yönetmek denetlemek mümkündür. Hele hele günümüz şartlarında mümkünden öte bir zorunluluktur. 

Dolayısıyla; halen kâğıt üzerinde de olsa var olan ve anayasa da yer alan (madde:166) Ekonomik Sosyal Konsey, yapılacak sosyal bütçe ekseninde yeniden örgütlenip işlevlendirilmeli, resmi bir kurum olmaktan öte toplumsallaştırılmalıdır.


1YÖNETİM VE EKONOMİ Yıl:2014 Cilt:21 Sayı:2 G. Özcan / Sosyal Bütçe Teorik Yapısı ve Türkiye’de Anayasal Temelleri)




5 Haziran 2020 Cuma

MEMURUN VERGİ YÜKÜ...!

          

   Tutturulmuş gidiyor... "Memur vergi dilimi adaletsizliği nedeniyle gelir kaybına uğruyor…" Aslında öyle bir şey yok! Verginin teorisi, tanımı ve elde ediliş gereği; “hazineden geçinmeli” kesim olan memur,  kabaca GSYH dan vergi adıyla sağlanan gelirlerden ve diğer kamu gelirlerinden pay alır. Hani memura kızan vatandaş “MAAŞINI BEN VERİYORUM” der ya. Belki de kim bilir o memurun maaşının 1-2 lirası da kızgın vatandaşın ödediği vergiden geliyordur. Ama konuşmasına değmez… Zaten konuşturulmaz da…

   Devlet hazinesi, her ne kadar memurun aylık (ücret değil!) bordrosundan gelir vergisi hesaplayıp tahsil etmiş görünse de, gerçekte olan ise; tabiri caizse pantolon cebindeki paranın gömlek cebine aktarılmasıdır… Memurun tanımı ve mali hakları gereği, memur ücret değil aylık alır.

   Bir de memur bordrosundaki matrahın binde 8 i kadar damga vergisi hesaplanır ki sormayın gitsin. Damga vergisinin özlü tanımı gereği; konu belgeyi resmileştirip değerli kılmaktır. Oysa devlet işveren sıfatıyla düzenlemekle yükümlü olduğu bordro denilen belgeyi bir kez de kendi kendine resmileştiremez. Anlamı da yoktur. Zaten resmi olan kendisidir. Devlet resmi olmayan belge düzenleyebilir mi yâda düzenlediği kabul edilen belgenin değerlenmesine ihtiyaç var mı? Üstelik günümüzde gerçek vergi mükelleflerinin beyanları üzerinden hesaplanan damga vergisinden vazgeçilmesi gündemde olduğu halde... Örneğin vergi mükellefi vatandaş tarafından mahkemeye sunulan belge örneğinin resmileşmesi için hâkim o belge örneği hakkında suret harcı ödenip ödenmediğine bakar. Mahkeme aynı dosyayla ilgili resmi bir kurumdan belge örneği istediğinde ise; aslı gibidir şerhi olup olmadığına bakar…

   Aynı zamanda Asgari Geçim İndirimi(AGİ-eski adıyla vergi iadesi) diye bir konu var ki; o da vergi istisnasının adıdır. Yani “MEMUR’DA VERGİ İSTİSNASINDAN YARARLANIR”… AGİ, bordroda gelir vergisi matrahını oluşturan kalemler ( taban aylık + gösterge aylığı + ek gösterge aylığı…) toplamından gelir vergisi hesaplandığında, takvim yılının ortalama 8 ayında ödenecek gelir vergisini mahsup eden bir fonksiyona sahiptir. Dolayısıyla takvim yılının 8 ayında gelir vergisi hesaplansa da vergiden istisna edilmiş olur. Son dört ayında da, vergi matrahının artması ve toplusözleşmeyle yılın ikinci diliminde aylığa yapılan zam; gelir vergisi dilimi artışı nedeniyle AG’nin mahsubundan geriye kalan miktar, yani gelir vergisi olarak geri alınmış olur. Memurlarda bu duruma kısaca “VERGİ NEDENİYLE MAAŞ DÜŞÜYOR” der. Toplamda da takvim yılı içerisinde ele geçen net gelire oranla, vergi denilen şey kayda değer bir miktar olmaz.

   Yukarıda da anlatıldığı üzere; zaten gerçekte gelir vergisi ödemeyen memur, kaydi işlemlerle de olsa ele geçen net gelirine oranla, takvim yılı içerisinde doğrudan ödediği söylenen gelir vergisinin miktarı da günümüz şartlarında 600 ila 800 TL gibi sembolik bir miktardır. Ona da gelir azalması yerine vergi denirse tabi…

   Yoksulluk sınırının altında aylık net geliri olan bir memur, gelirinin tamamını harcama yoluyla tüketir. Haliyle harcama yaptığı tüketim kalemlerinin içerisine gömülü (narkozlu vergi) KDV ÖTV ve diğer dolaylı vergileri tüketici kimliği ile yüklenmiş olur. Harcanan gelirin de tamamının vergiden oluştuğu hatırlanacak olursa, vergiden oluşan gelirle fiyatı vergi yüküyle artmış olan mal yâda hizmeti satın almış olur. Toplamda ise; tamamı tüketilmek üzere alınmış olan mal yâda hizmetin miktarı azalmış olur. Bu duruma  da memurlar, “DOLAYLI VERGİLER ALTINDA EZİLİYORUZ” der… Yoksulluk sınırının altındaki memur aylığının tamamının temel ihtiyaçlara (gıda giyim eğitim KDV%1, ulaşım%8,enerji iletişim KDV%18) harcandığını kabul ettiğimizde ise; yine toplamda yıllık net gelire oranla düşük miktarlı 2000 ila 3000 TL dolaylı vergi ödenmiş olur.

   Sonuç olarak zaten gerçekte vergi yükümlüsü olmayan memurun temel sorunu; "GELİRİNİ TEMİN ETTİĞİ GERÇEK VERGİLERDEN OLUŞAN KAMU BÜTÇESİNİN, KÜÇÜK OLMASI ve BÜTÇE HARCAMA KALEMLERİNDEKİ MİKTAR DAĞILIMLARINDAKİ SİYASİ TERCİHLER NEDENİYLE GELİRİNİN AZ OLMASIDIR" Varsayalım ki memur vergi mükellefi. Gelirine oranla “vergi yükünden kaynaklı” sorunu, toplumun diğer gerçek vergi yükü üstlenen kesimlerinin yanında kayda değer değildir. Aksine avantajları vardır. 


(NOT: Örnek Hesaplama Detayları yazıya dâhil edilmemiştir.)